Omen’s Crossing’in üzerinde asılı kalan güneş, öğle vaktinde merhametsiz bir örs gibi kasabayı dövüyordu. Tozlu ana caddede rüzgarın sürüklediği kuru çalılar, az önce dinen silah seslerinin yankısını taşıyor gibiydi. Bankanın önündeki revakta, Elias Silver Coldwater sırtını kavurucu ahşap direğe dayamış, ağzındaki ince tütün dalını çiğniyordu. Çelik grisi gözleri, nal seslerinin dindiği sokağın sonundaki toz bulutuna kilitlenmişti. Ayaklarının dibinde, yüzükoyun yatan soyguncunun cansız bedeni Missouri’nin kızıl toprağına karışıyordu. Elias, cebinden aşınmış gümüş dolarını çıkarıp parmaklarının arasında gezdirmeye başladı; metalin ritmik tıkırtısı, zihnindeki dişlileri harekete geçiren tek sesti.
Kiona Drelka, elinde 1840 model Hawken tüfeğiyle sokağın gölgelerinden bir hayalet gibi süzülerek Elias’ın yanına geldi. Bakışları, ölen adamın elinden fırlamış, güneşin altında tuhaf bir kızıllıkla parlayan paslı altıpatlara takıldı. "Bu silah bir banka soymak için fazla yorgun, Elias," dedi Kiona, sesi rüzgarın önündeki bir fısıltı kadar kuruydu. Diz çöküp tüfeğini yanına bıraktı ve pirinç pusulasının iğnesinin titreyişini izledi. Toprağın dilini okuyan kadın, bu işte metalin ağırlığından fazlası olduğunu hissediyordu. Paslı namluyu kavrayıp havaya kaldırdığında, silahın dengesiz hafifliği ikisinin de dikkatinden kaçmadı.
O sırada, ağır ve otoriter adımlarla Yargıç Harlan Iron Vane olay yerine teşrif etti. Köstekli saatinin kapağını sertçe kapatırken, döküm demir idam tokmağını tutan eli kadar katı bir ifadeye sahipti. "Adalet, bu tozun içinde bekletilmeyi sevmez Coldwater," dedi Harlan, sesindeki tını bir infaz hükmü kadar kesindi. "Adam öldü, kanun yerini buldu. O paslı yığını kanıt torbasına atın ve bu işi kapatalım." Ancak Elias, gümüş doları avucuna hapsetti. Para cebine girmişti; hüküm verilmişti ama Yargıç’ın beklediği türden bir hüküm değildi bu.
Elias, ağır Walker Colt’unun namlusunu hafifçe kaldırıp paslı tabancanın kabzasına vurdu. Çıkan ses, dolu bir silahtan ziyade boş bir teneke kutunun tınlamasıydı. Kiona, kılavuz çantasından çıkardığı ince bir metal çubukla silahın kabza kapağını zorladı. Paslanmış vidalar gıcırdayarak teslim olduğunda, kabzanın içindeki boşluğa gizlenmiş, yağa bulanmış bir deri parşömen aşağı düştü. Kiona haritayı düzeltirken, Elias’ın gözleri kısıldı. Bu, 1837 kıtlığından önce mühürlenmiş, kasabanın tam altından geçen eski gümüş madeninin, "Siyah Damar"ın kayıp girişini gösteriyordu.
"Bu harita gerçekse," diye mırıldandı Kiona, parmağını haritadaki çatlak hatlar üzerinde gezdirerek, "Kasabanın altındaki tüneller bir dinamit lokumu kadar tehlikeli demektir. Soyguncular bankadaki parayı değil, temellerin altındaki bu boşluğu havaya uçurup kasabayı yutmayı planlıyordu." Harlan, haritaya bakarken yüzündeki katılık yerini derin bir endişeye bıraktı. "İpin geometrisi bazen yetersiz kalıyor," dedi Yargıç, sesindeki kibir kırılmıştı. "Eğer o tüneller patlarsa, Omen’s Crossing’in hukuku da toprağın altına gömülür."
İkili, vakit kaybetmeden kasabanın batı ucundaki terk edilmiş su kuyusuna yöneldi; harita, girişin burada olduğunu işaret ediyordu. Sıcaklık artık sadece güneşten değil, yerin altından gelen ağır bir kükürt kokusundan yayılıyordu. Kiona, tüfeğinin emniyetini sessizce açtı; doğanın dengesi bozulmuştu ve o, bunu hissedebiliyordu. Kuyunun karanlık ağzında, soyguncu çetesinin geri kalanının gölgeleri belirdi. Elias, Walker Colt’unu kılıfından çekmeden önce rüzgarın yönünü kontrol etti. Tozlu süvari çizmelerinin mahmuzları, sessizliğin içinde metalik bir adalet fısıltısı yaydı.
"Gürültüye gerek yok," dedi Elias, sesi bir buz kütlesi kadar sertti. Kiona rüzgarı arkasına alıp Hawken’ı omuzladı. İlk mermi, kuyunun başındaki barut fıçısını hedef almadı; onun yerine, fıçıları tutan paslı zinciri kopardı. Ağır metal halkaların kopma sesiyle birlikte, soyguncular neye uğradıklarını şaşırdı. Elias, bir hayalet gibi aralarına daldı. Walker Colt, haksızlığa geçit vermeyen nihai bir yargıç gibi üç kez patladı. Her mermi, bir tehdidi bertaraf ederken, Kiona’nın keskin gözleri karanlıktaki son kıvılcımı, bir fitilin ateşlenmesini yakaladı.
Kiona, tüfeğinin namlusunu fitilin olduğu noktaya doğrultup nefesini tuttu. Kurşun, ateşin tam kalbine çarparak onu söndürdü. Yerin altındaki devasa boşluk, kasabayı yutacak o felaketten kıl payı kurtulmuştu. Toz bulutu dağıldığında, Elias kalan soyguncuları Yargıç Harlan’ın getirdiği kelepçelere teslim etmek üzere etkisiz hale getirmişti. Harlan, elindeki demir tokmağı bu kez toprağa değil, adaletin sağlandığını tescil edercesine kuyunun ahşap kenarına vurdu.
Güneş batarken, Omen’s Crossing’in binaları uzun gölgeler bırakıyordu. Elias, paslı altıpatları tekrar eline aldı ve bu kez onu gerçekten çöpe, geçmişin tozlu sayfalarına gönderdi. Kiona, Hawken’ını omuzlayıp pusulasına baktı; iğne artık sakindi. Kasaba, temellerinin altındaki o karanlık sırdan habersiz, akşamın serinliğine teslim oluyordu. Elias, gümüş dolarını tekrar cebine atarken Kiona’ya hafifçe başıyla selam verdi. Adalet, soğuk bir su gibi akmış, Omen’s Crossing’i bir kez daha arındırmıştı.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Ne Düşünüyorsun? ✍️