-->

Sayfalar

Barutun Kızıl Gölgesi

Bir silah sesi, sessizliğin göğsünü keskin bir bıçak gibi yardı ve döküntü cenaze evinin tozlu camlarını titretti.
Barutun Kızıl Gölgesi

Kızıl gün batımı, ufuk çizgisini taze bir yara gibi boyarken, havada asılı kalan yanık barut kokusu geniz yakıyordu. Elias Silver Coldwater, döküntü binanın gıcırdayan sundurmasında, alçak asılı Walker Colt’unun namlusundan süzülen ince dumanı izledi. Uzakta, kurumuş bir ardıç ağacının dalında tüneyen baykuşun uğultusu, yaklaşan fırtınanın değil, yaklaşan bir hesabın habercisiydi. Elias, parmaklarının arasında gümüş bir parayı çevirirken gözlerini ufka dikmişti; zihni, yıllar önce bu topraklarda bırakılan bir sadakat yemininin ağırlığıyla doluydu. Yanında, kolalı beyaz yakası ve elinde tuttuğu döküm demir idam tokmağıyla Yargıç Harlan Iron Vane duruyordu. Harlan, pirinç köstekli saatini çıkarıp kapağını sertçe kapattı; metalik ses, boğucu sıcakta yankılandı. "Zaman, adaletin en sadık uşağıdır Elias," dedi Harlan, sesi bir mezar taşı kadar soğuk ve otoriterdi. "Ama sabır, celladın en büyük erdemidir."

Barutun Kızıl Gölgesi

Cenaze evinin gölgesinde, toprağın dilinden anlayan Kiona Drelka diz çökmüş, parmaklarını çatlamış toprağın üzerinde gezdiriyordu. 1840 model ağır Hawken tüfeği sırtına çapraz asılıydı. Kiona, bir iz sürücünün sessizliğiyle başını kaldırdı ve batıya doğru işaret etti. "Atlı geliyor," dedi kısık bir sesle. "Nalların vuruşu ritimsiz, hayvan yorgun ama binicinin acelesi var. Toprak, ihanetin ağırlığını taşıyanları ele verir." O sırada gökyüzünde, geniş kanatlarıyla bir akbaba dönmeye başladı; havada süzülen bu siyah siluet, yaklaşan ölümün ve bitmesi gereken bir intikamın mührü gibiydi. Elias, paslanmış süvari çizmelerini yere sağlamca basarak doğruldu. Aradığı adam, yıllar önce ekmeğini bölüştüğü ama hırs uğruna dostlarını ölüme terk eden eski bir çete artığıydı.

Barutun Kızıl Gölgesi

Ufukta toz bulutu yükseldi ve ter içindeki atıyla bir figür belirdi. Gelen, kasabanın yozlaşmış eski şerif yardımcısıydı; Elias’ın peşinde olduğu ismin yerini bilen tek kişi. Atlı, cenaze evinin önünde dizginleri asılarak durduğunda, hayvanın ağzından saçılan köpükler Elias’ın botlarına kadar ulaştı. Elias, elindeki gümüş parayı havaya fırlatıp yakaladı. "Nerede?" diye sordu sadece. Sesi, rüzgarın taşıdığı kum taneleri kadar sertti. Adam, korkuyla Yargıç Harlan’ın buz gibi bakışlarına ve Kiona’nın elindeki kemik saplı bıçağın parıltısına baktı. Burada hukuk kitabın sayfalarında değil, bu üçlünün sarsılmaz iradesinde yazılıydı. Korkudan titreyen adam, batıdaki kanyonu işaret ederek kekeledi: "Eski madende... Parayla kaçmaya çalışıyor."

Elias, Colt’unu kılıfına yerleştirirken isli fularını burnuna kadar çekti. Harlan, elindeki idam tokmağını avucuna vurdu; bu, infazın değil, adaletin başladığının işaretiydi. Kiona, pusulasına bakıp yönünü tayin ederken Elias’a hafifçe başını salladı. Aralarındaki bağ, kelimelere ihtiyaç duymayan, barut ve sadakatle yoğurulmuş eski bir dostluktu. Güneş tamamen batıp boğucu sıcak yerini serin bir geceye bırakırken, üç gölge kanyona doğru sessizce harekete geçti. Elias, sonunda aradığı huzuru ve adaleti bulacağını biliyordu. Yıllar süren kovalamaca, sadakatin ihaneti yendiği o son noktada, gümüş bir paranın parıltısı ve bir silahın patlamasıyla nihayete erecekti. Kasabanın üzerinde uçan akbaba gözden kaybolurken, adalet yerini bulmuş, eski hesaplar kızıl toprakta sonsuza dek mühürlenmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ne Düşünüyorsun? ✍️

🕵️ HİKAYE ARA